Yıldız Sarayı


Yıldız Kasırları’ndan Yıldız Sarayı’na

II. Abdülhamid’in Yönetim ve Yaşam Mekânı; Yıldız Sarayı

II. Abdülhamid’in Dolmabahçe Sarayı’ndan ayrıldıktan sonra yönetim merkezi olarak seçtiği ve otuz üç yılını geçirdiği Yıldız Sarayı’nın, imparatorluğun içinden geçtiği zorlu süreçte oldukça anlamlı bir yeri vardır. Dolmabahçe Sarayı’nı hem babası Sultan Abdülmecid ve amcası Sultan Abdülaziz’in yaşadıkları dramatik olaylardan ötürü hem de denizden ve karadan kuşatılması kolay olduğu için terk eden II. Abdülhamid, tahta çıkmasının üzerinden geçen yedi aylık sürenin sonunda buraya taşınmış, Yıldız Kasırları bu dönemden sonra “Yıldız Saray-ı Hümâyûnu” olarak anılmaya başlanmıştır.

Kasır Yapılarının Dönüşümü

Yıldız Bahçeleri’ndeki ilk yapının III. Selim’in validesi Mihrişah Sultan tarafından inşa ettirildiği bilinmektedir. II. Mahmud, Sultan Abdülmecid ve Sultan Abdülaziz tarafından da önem verilen bölge, asıl ihtişamlı günlerini Sultan II. Abdülhamid döneminde yaşamıştır. Yıldız Sarayı, II. Abdülhamid’in her detayıyla özel olarak ilgilendiği bir saray kompleksi olarak yıldan yıla genişlemiş, yüzölçümü zaman içinde beş yüz bin metrekareyi bulmuştur.

Devletin idari merkezi olarak yapılandırılan Yıldız Sarayı, Sultan II. Abdülhamid’in siyasi ve politik anlayışına paralel bir doğrultuda gelişim göstermiştir. Binaların mimarisinde yer verilen modern ve sade anlayış, her bir birimin ayrı binalarda yer alması, Dolmabahçe Sarayı’nın iç içe bürokratik yapısının aksine padişahı devletin mutlak hâkimi olarak ayrı bir yere koyan ve hükümdar ile memurlar arasındaki mesafeyi korumayı hedefleyen bir anlayışı yansıtmaktadır. Bu mimari anlayış, bir anlamda Topkapı Sarayı’ndaki gelenek ile benzerlik göstermektedir. Sarayı çevreleyen yüksek duvarlar ise padişahı ve ailesini gelebilecek tehditlere karşı korumanın bir yolu olarak yorumlanmaktadır.

Bir kültür ve zanaat mekânı olarak Yıldız Sarayı

Yıldız Sarayı, II. Abdülhamid döneminde devletin idari merkezi olmanın yanında, yıllar içinde eklenen pek çok yapı ve imalat tesisiyle birlikte aynı zamanda bir kültür ve zanaat merkezi hâline bürünmüştür. Bünyesindeki basımevi, fotoğraf atölyesi, tiyatro, resim galerisi, ufak müzeler, müzik stüdyosu ve gözlemevi bulunması Yıldız Sarayı’nı bir kültür-sanat mekânı olarak nitelemeyi mümkün kılar. Öte yandan sarayın içine, padişahın ilgilendiği alanlardan biri olan çini ve porselen eşyaların üretiminin yapılacağı bir çini fabrikası kurulmuş, saray geleneksel kültürün yaşatıldığı bir üretim merkezi hâline gelmiştir. Dostluk kurduğu ülkelerin hükümdarlarına burada üretilen çini ve porselenlerden hediyeler gönderen padişah, marangozluk zanaatına da özel bir ilgi duymuş, sarayda hususi bir marangozhane inşa ettirerek, burada özellikle oymacılık konusunda değerli çalışmalara imza atmıştır. Sultan II. Abdülhamid, Yıldız Sarayı’ndan 1909 senesinde ayrılmak zorunda kalmıştır. 31 Mart Vakası sonrasında tahttan indirilerek Selanik’e gönderilen padişah, 1912’de İstanbul’a geri döndükten sonra Yıldız Sarayı’nda hiç bulunmamış, yaşamının geri kalan yıllarını Beylerbeyi Sarayı’nda geçirmiştir.