Küçüksu Kasrı


Boğazın İncisi Diplomatik Kabullerin Vazgeçilmez Mekânı

Osmanlı padişahlarının dinlenme maksadıyla kullandığı biniş kasırlarından olan Küçüksu Kasrı, Göksu ve Küçüksu Derelerinin arasında uzanan ve “Asya'nın tatlı suları” olarak anılan Küçüksu Çayırları’nın denizle buluştuğu kısımda yer almaktadır. Bu mesire bölgesi, Kâğıthane Mesiresi’nin 1730 yılında gerçekleşen Patrona Halil Ayaklanması neticesinde yok olmasının ardından yüzyılın en meşhur eğlenme yerlerinden biri haline gelerek önemini artırmıştır. Günümüze dek ulaşan Küçüksu Kasrı’nın yerinde, daha önceleri Sadrazam Divittar Mehmet Emin Paşa tarafından, padişahlığı döneminde Boğaziçi kıyılarını sık sık ziyaret eden I. Mahmud’un konaklaması için inşa ettirilen ahşap bir konak olduğu bilinmektedir. Yapımı 1752 yılında tamamlanan bu konak, yüz yılı aşkın süre boyunca dönemin padişahlarını ağırlamış, Sultan Abdülmecid 1856 yılında iyice tahrip olan konağın yerine bugünkü Küçüksu Kasrı’nı yaptırmıştır.

Boğaziçi Kıyılarında Zarif Bir İnci XIX. yüzyılda inşa edilen Osmanlı yapılarının pek çoğunda imzası bulunan Balyan ailesi üyelerinden Nikogos Balyan tarafından yapılmıştır. Kasrın iç dekorasyonu ile düzenlemeleri ise aynı zamanda Dolmabahçe Sarayı’nın da iç mekân tasarımlarından sorumlu olan Paris Operası dekoratörü Séchan tarafından gerçekleştirilmiştir. 15 X 27 metrelik bir alan üzerinde, yığma tekniğiyle kargir olarak inşa edilen yapı, bodrum dahil olmak üzere üç katlıdır. Kiler ve mutfak olarak kullanılan bodrum kat hizmetkârlara ayrılmış, hükümdar ile misafirlerin kullanımına tahsis edilen diğer katlar ise ortada yer alan bir sofaya açılan dört oda halinde düzenlenmiştir. Kasrın iç mekânları, alçı kabartmalı kalem işi süslemeli tavanlarının yanı sıra özenle döşenmiş parkeleri, Batılı tarzdaki mobilyaları, duvarları süsleyen sanat eserleri ve değerli İtalyan mermerlerinden yapılmış şömineleriyle göz alıcı bir görünüme sahiptir. Daha çok dinlenme konutu olması nedeniyle orijinal tasarımında yatak odası ve banyoya yer verilmeyen Küçüksu Kasrı’nın kimi bölümleri, Cumhuriyet Dönemi’nde yapılan çalışmalar esnasında bu doğrultuda yeniden düzenlenmiş ve dekore edilmiştir. Kasrın denize bakan cephesi, padişahlar buraya gelirken denizyolunu tercih ettikleri için diğer cephelere oranla daha gösterişli ve zengin bir görünüme sahiptir. Bu cephede bulunan şadırvanlı küçük havuz ve merdivenin bezemelerinde, Barok Dönem mimari anlayışı benimsenmiştir. Kasrın dış süslemeleri, genç yaşta vefat eden ağabeyi Sultan Abdülmecid’den sonra tahta geçen Sultan Abdülaziz tarafından fazla sade bulunduğu için yeniden düzenlenmiştir.

Her Dönemin Gözde Konutu Küçüksu Kasrı

Küçüksu Kasrı, Sultan Abdülaziz döneminde pek çok diplomatik kabulün adresi olmuştur. Takip eden yıllarda İngiltere Krallığı’nın başına geçecek olan Galler Prensi Prens Edward VII, bir öğle yemeğinde burada ağırlanmış ve bu yemek kayıtlara bir Osmanlı padişahının yabancılar ve devletin ileri gelenleriyle aynı sofraya oturduğu ilk davet olarak geçmiştir. 1909 yılında Sultan Mehmed Reşad’ın dönemin ileri gelen asker ve bürokratlarıyla bir öğle yemeği için ziyaret ettiği kasır, Cumhuriyet Dönemi’nde de ilgi gösterilen yerlerden biri olmayı sürdürmüştür. Mustafa Kemal Atatürk’ün de Boğaziçi gezileri sırasında kısa süreli dinlence mekânı olarak uğradığı Küçüksu Kasrı, 1983 yılında müze olarak hizmete açılmıştır. 1992 yılında başlayıp dört yıl süren kapsamlı bir restorasyon ve güçlendirme projesinin ardından bugünkü görünümüne kavuşan Kasır, günümüzde müze-saray ve mesire olarak hizmet vermeyi sürdürmektedir.