Beykoz Mecidiye Kasrı


Mermer’den Bir Köşk

İstanbul’un en eski kasırlarından olan ve Beykoz Sarayı olarak da bilinen Mecidiye Kasrı, Beykoz’daki Hünkâr İskelesi bölgesinde yer almaktadır. 1845 yılında Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa tarafından Sultan Abdülmecid’e armağan olarak yaptırılmaya başlanan kasrın inşaatı Mehmed Ali Paşa’nın 1849 yılında vefat etmesi üzerine oğlu Mısır Valisi Said Paşa döneminde sürdürülmüş, bina 1854 yılında tamamlanmıştır.

Sultan Abdülmecid’in fazla rağbet göstermediği Mecidiye Kasrı’nın, Sultan Abdülaziz tarafından özellikle yaz aylarında sık sık ziyaret edildiği bilinmektedir. Yapıldığı ilk yıllarda bir biniş kasrı olarak kullanılan kasır, takip eden dönemlerde günlük konaklamalar ve resmi ağırlamalar için de kullanılmaya başlamıştır. Tarihi kayıtlar, Sultan Abdülaziz’in Mecidiye Kasrı’nda bulunduğu dönemlerde Beykoz çayırında güreş oyunları düzenlettiğini ve kasra yakın bir konumda bulunan Tokatköy’deki av korusunda ava çıktığını göstermektedir. Sultan, 15 Ekim 1869 tarihinde Eugénie’yi de burada ağırlamış, ordunun geçit törenini misafiriyle birlikte Mecidiye Kasrı’ndan izlemiştir.

Mecidiye Kasrı’nın Mimari Özellikleri Simetrik kare plan üzerinde yükselen ve giriş katı ile birinci kat olmak üzere iki kattan oluşan yapının üst katındaki orta salonun tavanında, mekânın daha çok ışık alması için eklenmiş bir de çekme kat bulunmaktadır. Dış duvarlarının yapımında taş kullanılan kasrın iç duvarları tuğla, ahşap karkas ve taş kullanılarak inşa edilmiştir. Dış cephesinde ve iç cephesinde bazı salonların duvarlarında kullanılan renkli taşlar ise Mecidiye Kasrı’nı diğer köşk, kasır ve saray yapılarından ayıran özelliğidir.

Kasrın giriş katındaki büyük dikdörtgen salona, uç kısımda yer alan mermer sütunlu revaklardan girilmektedir. Her köşesinde birer oda bulunan bu salonun tavanı bağdadi sıva üzerine kalem işi bezemelidir. Üst kata çıkan çift kollu anıtsal saltanat merdivenleri ise yapının en etkileyici bölümlerinden biridir. Mecidiye Kasrı’nın tıpkı giriş kattaki gibi geniş bir salonun etrafında yer alan odalar dizisinden oluşan birinci katı, giriş kata göre daha ihtişamlı şekilde dekore edilmiştir. Devletin temsilinde kullanılan tören ve taht salonu, incelikle döşenmiş parkeleri ve özenle seçilmiş mobilyalarıyla dikkat çekmektedir. Bir tanesi denize, diğeri karaya bakan iki balkona açılan salonun duvarları Mısır’dan getirilen mermerlerle kaplanmış, tavanları ahşaptan yapılmıştır.

Yaklaşık yetmiş bin metrekarelik geniş bir arazi üzerinde bulunan Mecidiye Kasrı’nın etrafı manolya, çam ve ıhlamur ağaçlarıyla dolu, ferah bir koru tarafından çevrelenmiştir. Boğaziçi’nin yeni üslupla inşa edilmiş ilk kâgir binalarından olan kasır, isimlerini serinlik sağlayan alanlar için kullanılan Serdab kelimesinden alan Serdab köşklerinin zarif bir örneğidir.

XX ve XXI. Yüzyılda Mecidiye Kasrı

I. Dünya Savaşı sırasında kız yetim evi (Daru’l-Eytam) olarak hizmet veren Mecidiye Kasrı, 1920’li yıllarda bir çeşit göz rahatsızlığı olan trahomlu hastaların tedavisi amacıyla kullanıldıktan sonra Boğaz Komutanlığı himayesine geçmiş, 1953 yılında ise Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı’na devredilmiştir. Bakanlığın gerçekleştirdiği restorasyon çalışmalarının ardından Yüksek Tahsil Gençliği Prevantoryumu olarak kullanılmaya başlanan yapı, bu dönemde bir kez daha restore edilmiş ve binanın harap olmuş bezemeleri Güzel Sanatlar Akademisi öğrencileri tarafından eski görünümüne kavuşturulmuştur. Çalışmalar sırasında parkeleri, mermer kaplamaları ve korusu yeniden elden geçirilen Beykoz Kasrı, 1963 yılına gelindiğinde prevantoryum yerine Beykoz Çocuk Göğüs Hastalıkları Hastanesi olarak hizmet vermeye başlamıştır. 23 Aralık 1997 tarihinde Milli Saraylar’a bağlanan kasrın devir işlemleri 1999 yılında tamamlanmıştır. Son olarak 2010 yılında başlayan restorasyon çalışmaları 2016 yılında tamamlanan Mecidiye Kasrı, 2017 yılının nisan ayında müze-saray olarak ziyarete açılmıştır.