Aynalıkavak Kasrı


Haliç’te Tersane Sarayı’ndan Son Hatıra

Haliç’te bulunan Aynalıkavak Sarayı, Osmanlı İmparatorluğu’nun Dolmabahçe, Topkapı ve Üsküdar’daki saraylarının ardından İstanbul’da yer alan dördüncü büyük sarayıdır. Bölgedeki tersaneden ötürü Tersane Sarayı olarak da anılan bu yapıdan günümüze yalnızca Aynalıkavak Kasrı ulaşabilmiştir. Bizans döneminde imparatorların dinlenme ve gezinti yeri olduğu tahmin edilen koruluğun üzerinde bulunan saray arazisinin Okmeydanı, Hasköy ve Kasımpaşa arasındaki geniş bölgeye yayıldığı bilinmektedir. Bölge aynı zamanda çevresinde yer alan tersaneden ötürü Tersane Hasbahçesi ismiyle de anılmaktadır.

Bazı kaynaklara göre yapıların inşasına Fatih Sultan Mehmed Dönemi’nde başlanmıştır. Bir başka rivayet ise kompleksin saray hüviyetine kavuşmasının Kanuni Sultan Süleyman dönemine rast geldiği yönündedir. Hafız Hüseyin Ayvansarâyî’nin eseri Hadikatüʹl‐cevâmi’de yer alan bilgiye göre Kanuni Sultan Süleyman bu korulukta birkaç kasır ve havuzun yer aldığı pek çok yapı inşa ettirmiştir. Takip eden dönemde eklenen yeni binaların sayısı yıldan yıla artmıştır. 1800’lü yıllara gelindiğinde o zamana dek Emlak-i Hümayun’a (padişaha ait bina ve arazilere topluca verilen ad) dahil olan saraya ait yapılar, hem tersane alanının yıldan yıla genişlemesinden ötürü hem de III. Selim’in yenilik hareketleri kapsamında tamamıyla yıkılmıştır. Tersane Sarayı’ndan geriye kalan tek yapı ise olan Aynalıkavak Kasrı olmuştur.

XVIII. Yüzyıl Geleneksel Osmanlı Mimarisi Örneği III. Selim, II. Mahmud ve II. Abdülhamid dönemlerinde tersane alanına yapılan yeni eklemeler nedeniyle denizden içeride konumlanan kasır, Osmanlı mimarisinin nadir ve seçkin örneklerinden biridir. XVIII. yüzyıl Osmanlı mimarisinin geleneksel özelliklerini gözler önüne seren kasırda, beş oda bir sofa ile konukların kabul edildiği bir Arz Odası bulunmaktadır. Sultan III. Selim’in altın yaldızlı tuğrası, kasrın Divanhane bölümünün tavan eteğinde yer alır. Aynı zamanda pencerelerin üzerine de Enderūnî Fāzıl’ın Aynalıkavak Kasrı hakkında yazdığı övgü dolu 54 beyitlik şiir, Hattat Yesârîzâde Mustafa İzzet Efendi tarafından ta’lik hat usulüyle işlenmiştir. Kasrın Hasoda kısmında ise dönemin ünlü şairlerinden olan Şeyh Galib’e ait 36 beyitlik bir başka şiir de yine Yesârîzâde Mustafa İzzet Efendi tarafından yazılmıştır.

Aynalıkavak Kasrı, geniş saçaklarla bezeli çatısı, dekorasyonda yer verilen şık sedirleri, alçı oymalara cam parçalarının yerleştirilmesi yöntemiyle yapılan revzenli tepe pencereleri ve çağın tüm beğeni anlayışını yansıtan detaylarıyla klasik Osmanlı mimarisinin günümüze ulaşan en zarif miraslarından bir tanesidir.

Aynalıkavak Kasrı’nda Musiki

Sultan Abdülmecid’in hükümdarlığı sırasında yeniden restore edilen yapı 1975 senesinde Milli Saraylar’ın himayesine geçtikten sonra 1984 yılında müze-saray niteliğini kazanmış, son olarak geçirdiği restorasyon ve tefriş çalışmalarının ardından 2010 yılında ziyarete açılmıştır.

Kasrın alt katı, musikiye düşkün olan Sultan III. Selim’in bu ilgisine uygun olarak tarihi Türk müzik aletlerinin sergilendiği bir müzeye dönüştürülmüştür. Kemençe, keman, bendir, ney, tambur, ud gibi müzik aletlerinin bulunduğu Türk Müziği Çalgıları Sergisi, dönemin atmosferini açık bir surette nazarlara sunmaktadır.