Saraylı Musiki; Mızıka-ı Hümayun

10.10.2019

Gücü Pekiştiren Melodiler

 

Devletlerin yapısında müzik, ordu motivasyonu, düşmanın direncini kırmak ya da devletin görkemini pekiştirmek amacıyla kullanılan bir araç olarak büyük önem taşımıştır. Törenlerde çalınan marşlar, padişahlar için yapılmış besteler vb. araçlar geçmişten bugüne tüm devletlerde yönetici kademenin gücünü korumasını sağlayan unsurlardan biri olmuştur.

 

Osmanlı Sarayı da müziğe ayrı bir önem vermiş, icra edilmesi üzere saraya bağlı birimler oluşturmuştur. Hem Osmanlı hem de Selçuklu Devleti’nde tablhane, yani yaygın ismiyle mehterhane diye anılan ekipler, yapılan pek çok törende, padişahın yola çıkış ve dönüşlerinde mehter çalınmasıyla görevliydiler.

 

Mehterhane’den Bando Mızıka’ya

 

İşlevi ve niteliği açısından egemenliği ve gücü sembolize eden mehterhane ekibi II. Mahmud döneminde (1808-1839), 1826’da Yeniçeri Ocağı ile paralel olarak kaldırılmış ve yerine çağın batılılaşma eğilimlerine uygun olarak yepyeni, avrupai bir bando kurulmuştur. Mızıka-ı Hümayun adı verilen bu bando daha önce mehterhanenin hazır bulunduğu Cülus (tahta çıkma), Muayede (bayramlaşma) ve Cuma Selamlık törenleri gibi etkinliklerde görev alırdı.

 

Osmanlı’da pek çok padişah ve hanedan üyesi eğitimleri boyunca musiki, ney üfleme, bestekârlık, resim, hat gibi sanatın farklı kollarına eğilim göstermişlerdir. Ayrıca sarayda harem bölümünde düzenlenecek eğlencelerde müzik ve dans gibi sanatları icra etmeleri üzerine cariyelere de eğitim verilmiştir. Özellikle 19. yüzyıl sarayında batı sanatının, batı üsluplarının gelişimi, kapladığı geniş hacim gözlemlenebilmektedir. Sanatı seven, destekleyen ve hatta icra eden padişahların himaye ettiği ve gelişimine destek olduğu Mızıka-ı Hümayun da başta ve yoğunlukla müzik olmakla birlikte tiyatroyu, gösteri sanatlarını da içeren bir yapıya doğru gelişim göstermiştir.

Devirler Boyu Mızıka-ı Hümayun

 

Batılılaşmanın hız kazandığı 19. yüzyıl ise bu sürecin en net örneklerinin görülebildiği bir süreci kapsar. Saraya III. Selim ile beraber girdiği düşünülen batı müzik kültürü, 19. yüzyılda eğitimi alınan, resmi kurumlarda icra edilen bir tür hâlini de almıştır. Mızıka-ı Hümayun’un kurulduğu Abdülmecid dönemi de sarayda musikinin çokça gelişim gösterdiği bir dönem olmuştur. Müezzin ve sazende ekipleri Mızıka-ı Hümayun çatısı altında birleştirilmiş, saray orkestrası, harem bandosu gibi ekiplerin repertuarında batılı eserler yer almaya başlamıştır. 

 

Bu dönemde, bir süredir Çırağan Sarayı’nın ek binalarından birini yerleşke olarak kullanan Mızıka-ı Hümayun, Taksim Mecidiye Kışlası (Taş Kışla) inşaatının tamamlanmasıyla bu binaya naklolmuştur. Mızıka-ı Hümayun geniş bir teşkilattır Kendine ait mutfak birimi, aşçıları vs. bulunur.

 

Abdülaziz dönemi (1861-1876) ise eğlence kültürünün çokça geliştiği ve buna bağlı olarak da birçok sanatın ve sanat kurumlarının, sarayda daha çok yer bulduğu bir dönem olmuştur. Hatta Mızıka-ı Hümayun ekibinin yetmediği noktalarda saraya sözleşmeli olarak sanatçılar çağırılmıştır. Tiyatroyu çok seven Abdülaziz’in döneminde Mızıka-ı Hümayun Oyun Takımı kurulmuş, hazineden kostüm ve aksesuarları için Oyun Mesarifi (giderleri) adında harcamalar yapılmıştır.

Abdülaziz’in son zamanlarında baş gösteren ekonomik sıkıntılar II. Abdülhamid döneminde (1876-1909) giderek artmaya başlamış ve Osmanlı Devleti’nin çözülmesini hızlandırmıştır. Bu sıkıntılı dönemlerde pek çok birimde olduğu gibi Mızıka-ı Hümayun’da da bütçe kısıtlamaları ve çalışan sayısında kısıntılara gidilmişti.

 

Saltanatın kaldırılmasından sonra Dolmabahçe Sarayı’nda sadece Halife unvanıyla bulunan Abdülmecid Efendi sanata, bilime ve edebiyata çok ilgili bir kişiliğe sahipti. Resim başta olmak üzere pek çok sanat dalına ilgi duymuş, çocukları da bu sanat dallarında eğitim almıştır. Halife Abdülmecid dönemi Mızıka-ı Hümayun’un içerisinde dönemin siyasi ve ekonomik çalkantılarının da getirisi olarak doğu-batı tarzları arasında kutuplaşmanın olduğu bir dönemdi. Buna rağmen Halife Abdülmecid, sanata ve batılılaşmaya açık bir karakter sergilemiş, piyano gibi batılı müzik aletlerine büyük kıymet vermiştir. Bugün Dolmabahçe Sarayı’nda müzik odası olarak adlandırılan 47 numaralı oda, Halife Abdülmecid’e ait eşyalarla ve müzik aletleri ile doludur.

Benzer İçerikler