Saltanatın Sayfiye Mekânı Beylerbeyi Sarayı

9.10.2019

Dönüşen ve Gelişen Beylerbeyi

 

Beylerbeyi Sarayı ve bulunduğu bölge Bizans Dönemi’nden itibaren farklı yapılara ev sahipliği yaptı. Bizans Dönemi’nden 19. yüzyılın başlarına kadar “İstavroz Bahçesi” olarak anılan bölgede ilk Beylerbeyi saray yapısı II. Mahmud tarafından inşa ettirildi. Geçirdiği bir yangın sonrasında daha sağlam bir yapı kurulması ihtiyacını hisseden Sultan Abdülaziz, yapıyı tamamen yıktırarak yeniden inşa ettirdi. 1863-65 yılları arasında Beylerbeyi Sarayı bu kez ek binalarıyla beraber 3000 metrekarelik bir alanı kaplayan bugünkü görünümüne kavuştu.

Bugün Mabeyn ve Harem bölümlerinin yer aldığı ana yapısı ziyarete açık olan Beylerbeyi Sarayı, deniz köşkleri, tüneli, set bahçeleri, Sarı Köşk, Mermer Köşk ve Ahır Köşk gibi farklı amaçlara hizmet eden ek yapılarıyla da dikkat çekicidir. 

Konukların Sarayı

 

Dış cepheden batı üslubunun etkilerini, içeride ise klasik Osmanlı saray yapısı özelliklerini gösteren Beylerbeyi Sarayı, inşasından itibaren çoğunlukla yazlık bir saray olarak kullanılmıştır. Beylerbeyi Sarayı’nı Dolmabahçe ve Çırağan Saraylarından ayıran bir unsur ise zaman içerisinde bir çok yabancı devlet misafirine, konukevi olarak tahsis edilmiş olmasıdır. Avusturya İmparatoru Franz Joseph, Fransız İmparatoru III. Napolyon’un eşi İmparatoriçe Eugénie, Alman İmparatoru II. Wilhelm, Karadağ Prensi Nikola gibi isimler bu konuklardan bazılarıdır. Bu konuklara, ziyaretleri süresince konaklamaları, ağırlanmaları üzere Beylerbeyi Sarayı’nın tahsis edilmiş olması saraya devletin konukevi niteliğini de kazandırmıştır.   

Tarihe Not Düşülen Olaylar

 

Beylerbeyi Sarayı, yabancı konuklara tahsis edilmesinden başka hükümdarların da yaz aylarını geçirdikleri, göz alıcı set bahçeleri, havuzu, bahçesinde yer alan geniş heykel koleksiyonuyla dikkat çeken bir saray olmuştur. Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan süreçte, önemli tarihsel süreçlere de tanıklık etmiştir. Örneğin; II. Abdülhamit tahttan indirilmesinin ardından önce Selanik’te zorunlu ikamete tabi tutulmuş, daha sonra da Balkan Harbi’nden olumsuz etkilenmemesi için İstanbul’da Beylerbeyi Sarayı’nda bir daire kendisine ayrılmıştır; II. Abdülhamid yaşamının son altı yılını bu sarayda geçirmiş ve 10 Şubat 1918’de yine burada yaşama veda etmiştir.

 

Sultan V. Mehmed Reşad, sarayın bahçesinde Ayan ve Mebusan meclisleri üyelerine özel bir ziyafet vermiştir. Bu ziyafet, Osmanlı Devleti’nin tekrar Anayasal parlamenter sisteme geçişinde simgesel bir anlam ve öneme sahiptir. 

Cumhuriyet Dönemi’nde, sarayın konuk ağırlama işlevinin devamına örnekler vermek mümkündür. Bunlardan en önemlisi 1934’te Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün İran Şahı Pehlevi’yi ağırlamasıdır. 1936 yılında da bu sarayda Balkan Oyunları Festivali düzenlenmiş, Mustafa Kemal Atatürk, geceyi sarayın tarihî yatak odası olan 24 numaralı odada geçirmiştir.

İncelikli Bir Mimari

 

Beylerbeyi Sarayı, Dolmabahçe ile beraber İstanbul’un süslemeleriyle dikkat çeken saraylarındandır. Hem iç mimarisinde ve detaylarında hem de dış cephesinde zarif işçiliklerin dikkat çektiği saray, Neoklasik, Barok ve Rönesans sanat üsluplarının izlenebileceği güzelliktedir.

 

Mimarisinde batı ve doğu tarzlarının harmanlandığı Beylerbeyi Sarayı, kullanım planı açısından da Türk Evi özellikleri gösterir. Bodrumuyla beraber üç katlı olan yapıda 24 oda ve 6 salon bulunmaktadır. Zemin döşemelerinin çoğu Mısır’dan özel olarak getirilen hasırlarla yapılan sarayın salon ve odalarını hereke halıları, Baccarat kristali avizeler, Avrupa ve Osmanlı üretimi saatler, Uzak Doğu porselenleri gibi eşyalar süslemektedir.

 

Beylerbeyi Sarayı’nın dekorasyonunda en çok dikkat çeken kısımlardan biri de tavan süslemeleridir. Sarayı inşa ettiren Sultan Abdülaziz, sarayın süslemeleriyle bizzat ilgilenmiştir. Resme ilgisi ve yeteneği olan Sultan Abdülaziz, süslemeler için örnek olması adına kendisi de eskizler çalışmış, Avrupa’dan ressamlar getirtmiştir. Kalem işi ve hat sanatı alanında dönemin usta isimlerinin işlediği süslemeler, sarayda zengin bir çeşitliliğe sahiptir.

Tavan, tavan etekleri ve duvarlarda görülen kitabeler devrin hattatlarından Abdülfettah Efendi’ye aittir. Mabeyn-i Hümayun bölümünün üst kat salonunda işlemelerin doğu-batı sentezi hâlinde birlikteliğini görmek mümkündür. Tavan süslemelerinde aynı zamanda deniz, gemicilik odaklı resimler de önemli bir yer tutmaktadır. Süslemelerin çoğu doğu tarzı desenler ve doğadan ilham alınmış parçalardan oluşmaktadır.