Ruhu Dolduran Bir Görkem; Muayede Salonu

9.10.2019

Dolmabahçe Sarayı’nın salonlarının her birinde, süslemeler, dekoratif eşyalar ve mimarinin incelikle göze çarpar. Görkemli bir görünümün yanı sıra tarihî önemi ve tanıklık ettiği olaylarla da Türkiye Cumhuriyeti tarihi ve Osmanlı tarihinde önemli bir yere sahip olan Dolmabahçe Sarayı’nın en görkemli salonu ise Muayede Salonu’dur. 


Osmanlı hükümdarları Topkapı Sarayı’ndan ayrılarak Dolmabahçe Sarayı’na yerleşmeleriyle beraber önceden Topkapı’da “Divan Yeri” denilen salonda yapılan merasimler birkaç sene sonra Muayede Salonu’na taşınmıştır. 


Muayede, kelime anlamı olarak da “bayramlaşma” anlamına gelmektedir. Sarayda Mabeyn ve Harem bölümlerinin arasında, saray yapılarının orta kısmında kalan ve en yüksek kubbeli ve en geniş salon burasıdır. 36 metre yüksekliğe ve 2000 metrekare bir alana sahip olan Muayede Salonu, denizden ve karadan Dolmabahçe Sarayı’na bakıldığında diğer saray yapıları içerisinde dikkat çekecek şekilde tasarlanmıştır. 

56 adet sütunun yer aldığı geniş salonun zemininde de 124 metrekare boyuta sahip bir hereke halısı vardır. Bu halı desen itibariyle avrupai bir tarza sahiptir. Duvar bezemelerinde de batılı estetik anlayışlarının etkisini görmek mümkündür. Birinci kat pastel renkler ve altınyaldız kullanılmış, 25 metrekarelik çapıyla geniş kubbesinde ise renkli kalem işi süslemeler, çiçek motifleri ile Barok tarzı kompozisyonlar kullanılmıştır. 


Muayede Törenleri ve Kabuller


Bayram törenlerinin yapıldığı bu salonda ilk tören 1868 yılında son muayede töreni ise 1919’da gerçekleşmiştir. Muayede töreni dışında ilk kullanımı ise bir ziyafet sebebiyle olmuştur. 1856’da bu salonda verilen ilk ziyafete Kırım Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin yanında yer alan müttefiklerinin komuta kademesinin katılmış olması da ayrıca önemlidir.  


Bu törenlerde 16. yüzyıldan son dönemlere kadar padişahın konumlanacağı, on üç parçadan oluşan görkemli bir taht kullanılırdı. Taht-ı Hümayun denilen bu tahtın gövdesi ağaç üzerine altın kaplamadır ve üzerinde bulunan kabartma yuvalar zebercet taşlarıyla süslenmiştir. Töreni izlemeye gelen konukların bir kısmı da ikinci katta bulunan localar tahsis edilir, tören öncesi hazırlıklarda localara sandalyeler yerleştirilirdi. Toplamda dört adet olan localardan ikisi elçi ve yabancı konuklara ayrılırken biri boş tutulur, biri de törene müzikler ve marşlarla eşlik edecek olan Mızıka-ı Hümayun’a ayrılırdı.

Kurban ve Ramazan bayramları öncesinde salon hazırlanır, bayram namazı ertesinde salonun yan odalarından birinde dinlenmeye çekilen padişah burada şehzadeler ile bayramlaşırdı. Bu sırada salonda vekiller, yüksek dereceli memurlar bulunurdu. Ardından resmî bayram töreninin açılışı için salona getirilen tahta geçen padişah konuklarla bayramlaşırdı. Bu sırada tahtın sağ tarafında hükümdarın veliahdı bulunurdu. Sol tarafta ise protokol sırasına göre saray erkânı bulunurdu.


Bayram dönemlerinde törenlerde dopdolu olan salonda, çok fazla eşya yoktur. Kullanım amacına da paralel olarak eşyanın az, fakat ihtişamın büyük olması hedeflenmiştir. Eşya olarak salona girildiği anda dikkati ilk çeken şey salonun ortasına doğru sarkan, tüm salona ışıltısıyla güçlü bir atmosfer katan 4,5 ton ağırlığındaki avizedir.  



Bir Salon Bin Anı


Muayede Salonu, her bayram döneminde görkemli törenlere sahne olmuştur. Bunların yanı sıra çeşitli kabullere, ziyafetlere, önemli siyasi gelişmelere de tanıklık etmiştir. Kanun-i Esasi ilanından bir süre sonra 19 Mart 1877’de Meclis-i Mebusan’ın açılış töreninin burada yapılması siyasi tarih açısından çok önemli bir tarihî ânı ifade eder. 


II. Abdülhamit döneminde 1901’de yaşanan şiddetli İstanbul depremi, Muayede Salonu’nda Kurban Bayramı kutlamalarına denk gelmiştir. Oldukça kalabalık olan salonda büyük bir panik havası oluşmuş, konuklar kaçışmaya başlamış, neredeyse bir izdiham atmosferi oluşmuştur.    


Cumhuriyet’in kurulmasının ardından da pek çok protokole sahne olan Muayede Salonu’nda, Mustafa Kemal Atatürk Cumhurbaşkanı olarak İstanbul’a ilk kez buradan seslenmiştir. Bu konuşmanın metni daha sonra çerçevelenerek salonun duvarına asılmıştır.

Cumhuriyet’in reform ve çalışmalarına da tanıklık etmiş olan salonda, 1938’de düzenlenen II. Tarih Kongresi’ne paralel olarak tasarlanan sergi bu salonda açılmıştır. 


Muayede Salonu’nun unutulmaz fakat bir o kadar da acı hatıralarından biri de Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümüdür. Atatürk’ün naaşı Muayede Salonu’na getirilmiş ve cenaze töreni burada gerçekleştirilmiştir. 


Bugün Muayede Salonu, hacmi, ışıltısı, acı-tatlı anıları ve gelmiş geçmiş şahsiyetlerinin izleriyle beraber ruhu dolduran bir görkeme, sarayın diğer salonlarından farklı bir atmosfere sahiptir.