Osmanlı Sarayında Temizlik, Bakım ve Hamam Kültürü

9.10.2019

Kişisel Bakımın Saraylı Hâli


Osmanlı Sarayı’nda gündelik hayatın vazgeçilmez bir parçası kişisel bakım alanıydı. Sarayda her bir bireyin dış görünüşüne, temizliğine titiz olması gerekirdi. Padişah başta olmak üzere sultanlar, şehzadeler ve diğer hanedan üyeleri, makamları itibariyle de bakımlı olması gereken kişilerdi.  


Giyim kuşam ve saç bakımı konusunda görevlendirilen kişiler hanedan üyelerinin günlük bakımları için gerekenleri yaparlardı. Kadınların saçlarını kutucubaşı denilen cariyeler yapar; padişahın saç-sakal işlerini ise şehzadelik zamanlarından beri hizmetinde olan harem ağalarından biri görürdü. Padişahın berberliğine seçilen harem ağasının, Selamlık bölümün alt katında bir odası olur, padişah istediği takdirde bu kişi onun yanına girebilirdi. 

Padişahın kıyafetlerini ise esvapçıbaşı ayarlardı. 19. yüzyılın sonlarına doğru moda dergilerinin de girmeye başladığı sarayda kadınlar arasında bu yayınlar sık sık okunur, saç, giyim ve takı-mücevher gibi aksesuarlar konusunda çağın modası takip edilmeye çalışılırdı.


Bakımın bir diğer başlığı kokulardı. Sabunlar, yağlar ve kolonyalarla hoşa giden kokular bakım ürünlerinin temellerini teşkil ediyordu. Amberci, buhurcu ve gülabcı gibi isimlerle tanımlanan kişiler esansların yaratılmasıyla ilgilenirdi. Yurt içi ve yurt dışında çok çeşitli koku ve içeriklere sahip sabunlar getirilir, bunlar kullanacak kişinin zevkine göre yeniden kalıba dökülürdü. Sarayın kokularının başını ise gül kokusu çekiyordu. 1840’lardan itibaren de Avrupa’dan alkol içerikli parfüm ve kolonyalar getirilmeye başlanmış, bunlar yerli üretime de örnek olmuştur.  

Hem Bakım Hem Keyif; Sarayda Hamam Kültürü


Bakımlı olmanın en temel koşullarından biri de temizlik ve sağlık konularıdır. Osmanlı tıbbı, yöntem olarak hastalık sonrası tedavi yerine hastalanmadan önce vücut direncini artırmaya yönelik yollar izleyen bir yaklaşıma sahiptir. Vücuda iyi bakmanın en temel yollarından biri de temizlik yani Osmanlı’daki düzeniyle hamam kültürüdür.  


Osmanlı sarayında hamamlar gündelik hayat akışının vazgeçilmez pratiklerinden biridir ve bu hamamlar, gece-gündüz 24 saat sıcak su temin edilebilir şekilde hazır tutulurdu. Hamamda cildi arındırmak için kese ve sabunlar kullanılırdı. 


Saraylarda bulunan hamamlar, dekorasyon ve mimari anlamında da hem huzur verici hem de görkemlidir. Dolmabahçe Sarayı’nda 6 tane bulunan hamam yapılarından öne çıkanı Mabeyn bölümündeki Hünkâr Hamamı bir diğer adıyla Mısır Hamamı’dır. Bu bölüm saraydaki diğer hamam ve banyolardan süslemeleri, işçiliği ve kullanılan malzemesinin kalitesiyle ayrı bir konuma sahiptir. Duvarların Mısır’dan getirilen, alabaster (su mermeri) malzemeyle kaplı olması Mısır Hamamı olarak da anılmasına neden olmuştur. 


Terası Boğaz’a açılan Hünkâr Hamamı, soğukluk (giysi bölümü), ılıklık ve sıcaklık olmak üzere 3 kısma ayrılır. Girişte Bohemya kristali apliklerin görüldüğü Hünkâr Hamamı’nda, tüm sarayda kapı kolları için kullanılan porselen malzemenin aksine kapı kolları kristalden yapılmadır. 

Bu üç bölümden ilki giyinme ve dinlenme için kullanıma ayrılmıştır. Tavanında kalem işi gün batımı manzaraları yer alan oda Barok tarzı da yansıtır. 


İkinci ve üçüncü bölümler olan ılıklık ve sıcaklık bölümleri mermerin asil ve serin atmosferini hissettirir. Zemini Marmara mermerinden imâl edilmiş bu hamamın, kurna ve duvarları alabasterden muslukları ise gümüştendir. Her iki bölüm de mermerin duru güzelliğinin yanı sıra çatı örtüleri bakımından dikkat çeken zarif bir işçiliğe sahiptir. Ilıklık bölümü, geleneksel hamam çatısı tarzında fil gözü denen formda 25 oluklu yapıdadır. Sıcaklık bölümü ise metal döküm ve cam tonoz bir çatı örtüsüdür. Sıcaklık bölümünün çatı örtüsünde kullanılan yapı saray içinde de ender görülen üsluplardandır. 

Benzer İçerikler