19. Yüzyıl Osmanlı Sarayı’nda Musiki ve Musikişinas Padişahlar

10.10.2019

Osmanlı Sarayı ve Musiki


Osmanlı saraylarında musiki her zaman büyük bir öneme sahip olmuştu. Çoğu hükümdarın bizzat icracısı olduğu müzik sanatı saray hayatı içerisinde vazgeçilmez bir yere ve değere sahipti. Özellikle 18. yüzyıl Türk müziğinde büyük gelişmelere tanıklık edilen bir dönemdi. Bu dönemde büyük bestekârlar yetişmişti. 


Osmanlı Sarayı’nda ve toplumunda batılılaşma etkisinin görülmeye başladığı 19. yüzyıl ise Türk müziğinin yanı sıra batı tarzı müziğin de sarayda ve toplumda kabul görmeye, merak ve icra edilmeye başlandığı bir dönemi getirmiştir. 


Musiki Üstadı Padişah; III. Selim


Osmanlı padişahları içerisinde musikiye olan ilgisi ve yeteneğiyle en çok adından söz ettiren kişi III. Selim olmuştur. Ney üfleyen ve tanburu büyük ustalıkla çalan III. Selim, devlet adamlığının ötesine geçecek kadar geniş ve yetkin bir müzik birikimine sahipti. Türk musikisine, Pesendide, Evcara ve Suz-i Dilara başta olmak üzere toplamda 15 makam icat ederek kazandıran III. Selim bestekâr tarafıyla da nam sahibidir. Günümüzde Aynalıkavak Kasrı Musiki Müzesi’ni gezmek suretiyle bestelerinin çoğunu veliahdlığı sırasında üreten III. Selim’in musikiye olan ilgisi anlaşılabilir.


Sarayda Batılılaşma Süreci; Batı Müziği 


III. Selim’in ardından II. Mahmud da musikiye büyük önem vermiştir. Onun dönemi III. Selim’den farklı olarak artık batı etkisinin somut olarak hissedilmeye başladığı 19. yüzyıl başlarıdır. 1808-1839 yılları arasında devlet yönetiminde bulunan II. Mahmud, batı tarzı müziğin çoğunlukla askeri alanda kullanılmasını istemişti. Dolayısıyla bu dönem Mızıka-ı Hümayun gibi bugün devlet bandosu diyebileceğimiz kurumların gelişmesine olanak tanımıştı.  


Batı müziğinin ve batı tarzı müzik aletlerinin saraydaki varlığı Sultan Abdülmecid döneminde artış göstermişti. Sarayın musiki kurumlarına kadınlardan oluşan Harem Bandosu ve Saray Orkestrası eklenmiş, Tanzimat ve Islahat Fermanı gibi modernleşme adımlarının atıldığı Abdülmecid döneminde, padişahın sanatın pek çok dalında çalışan kurumları desteklediği görülüyordu. Modernleşen Osmanlı döneminin en mühim mimari örneği olan Dolmabahçe Sarayı’nın inşa emrini veren Abdülmecid aynı zamanda sarayın yanına bir de tiyatro binası kurulmasını emretmişti. Sazendegan-ı Hassa gibi müzik icrası ve eğitimine önem veren kurumlar sarayda dönemin müzik zevkini ve üretimini gösteren önemdeydiler. Sazendegan-ı Hassa’da şan, vals, alafranga ve alaturka keman gibi pek çok ders veriliyor, haftada iki kez musiki icra eden bu kurum aynı zamanda gösteri sanatlarında faaliyet gösteren gruplara da müzikleriyle eşlik ediyorlardı. 

Abdülmecid dönemi, yabancı müzisyenlerle irtibatların geliştiği bir dönemi de teşkil eder. Saray ve padişah için, pek çok yabancı müzisyenin besteler ürettiklerini ve hatta padişaha konuk olarak konser verdikleri de bilgiler arasındadır. Bu isimler içerisinde en bilineni ve saraya gelerek padişah için konser veren en önemli batılı müzisyen dünyaca ünlü besteci Franz Liszt olmuştur. 


Osmanlı Devleti’nin 35. hükümdarı olan Abdülaziz, sanatın pek çok alanıyla bizzat ilgilenen ve icra eden bir karaktere sahipti. Resim, hat sanatı ve musiki padişahın ilgi alanları arasındaydı. Bestekâr Yusuf Paşa’dan müzik dersleri alan Sultan Abdülaziz, Avrupa’ya seyahat amaçlı çıkan ilk padişah olmasıyla da batı kültürü ve müziğini doğrudan tanıyan ilk isim olmuştur. 


Sultan Abdülaziz, hem Türk müziği hem de batı tarzı müzik alanlarında eserler vermiştir ve batı müziğinde eser veren ilk Osmanlı hanedanı üyesidir. Bu alanda eğitim görmüş, kendini geliştirmişti. Onun döneminde Dolmabahçe Sarayı içerisinde ve bağlı pek çok yapıda musiki varlık göstermişti. Saray Tiyatrosu, Meşkhane, Muayede ve Zülvecheyn salonu müzik icra edilen, törenlere ve gösterilere sahne olan, musikinin hüküm sürdüğü mekânlardı. 


Osmanlı padişahlarından II. Abdülhamid ve V. Mehmet Reşad da sanat konusunda eğitim görmüş, yetişmiş kişilerdi. Hâli hazırda batılılaşma sürecinin başladığı dönemde veliahdlıklarını geçiren iki padişah da yerli ve yabancı hocalardan müzik, resim vb. Sanat dallarında eğitimler görerek sanatsal anlamda donanım sahibi olmuşlardır. Özellikle Mehmet Reşat, Mevlevilik tarikatına olan bağlılığından kaynaklanarak ney üfleme konusunda kendini yetiştirmiştir. II. Abdülhamid ise batı müziğine, orkestra ve korolara önem vermiştir. 


Saltanatın kaldırılmasının ardından  sarayda sadece halife unvanı ile bulunan Halife Abdülmecid Efendi de benzer eğitimler almış, sanat dallarından resim ve müziğe ilgi duymuş, yoğunluğu ise resim dalına vermiştir.   


Dolmabahçe’de Melodilerin İzi


Dolmabahçe Sarayı, toplumsal ve devlet kurumları anlamında bu dönüşümün, yalnızca siyaset değil sanat alanında da yansımalarına bizzat şahit olmuş bir mekândır. Millî Saraylar Koleksiyonu içerisinde geniş bir piyano koleksiyonu Dolmabahçe’nin görkemli salon ve odalarında ziyaret edilebilir durumdadır. 


Ayrıca geçmişte dinlenme odası olarak kullanılan ve sarayın müzeye dönüşme aşamasında Müzik Odası olarak düzenlenen 47 numaralı oda, içerisinde yer alan müzik aletlerinin incelenebileceği bir mekândır. Bu odada bulunan, üzerinde Halife Abdülmecid Efendi’nin imzasını taşıyan 1911 tarihli Steinway marka piyano odadaki en önemli parçalardan biridir. Sarayın kimi süslemelerinde de batı tarzı müzik aletlerinin işlendiği resimler dikkat çeker. 84 ve 62 numaralı odaların tavan resimlerinde bunun örneklerine rastlanabilir.